Risale Haber-Haber Merkezi
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Suriye, Mısır ve daha bir çok yerde Müslümanların başına gelen olaylardan herkesin üzüldüğünü ancak ümitsizliğe kapılmaması gerektiğini söyledi. Sıkıntıları “İslam âleminin birliği gibi büyük bayramın doğum sancıları” olarak tanımlayan Akgündüz, Bediüzzaman Hazretlerinin İslam dünyası ile ilgili müjdelerini anlattı.
Bedîüzzaman, Arap Baharı ve Mısır
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Suriye, Mısır ve daha bir çok yerde Müslümanların başına gelen olaylardan herkesin üzüldüğünü ancak ümitsizliğe kapılmaması gerektiğini söyledi. Sıkıntıları “İslam âleminin birliği gibi büyük bayramın doğum sancıları” olarak tanımlayan Akgündüz, Bediüzzaman Hazretlerinin İslam dünyası ile ilgili müjdelerini anlattı.
Bedîüzzaman, Arap Baharı ve Mısır
Son zamanlarda Mısır’daki acı olaylar sebebiyle, ehl-i iman matem
tutmakta ve bazan da ümitsizliğe kapılmaktadır. Ben de üzülenlerden ve
dua edenlerden olmam ile birlikte, asla ümitsiz olanlardan değilim.
Bilakis bu acıların İslam âleminin birliği gibi büyük bayramın doğum
sancıları ve mukaddimeleri olduğuna inanıyorum. Bu sebeple konuyla
alakalı Bedîüzzaman Hazretleri’nin İslâm âleminin kaderini tesbit eden
bir cümlesini aktaracak ve tahliller yapacağız.
Asya'da Âlem-i İslâmda üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde
birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i
müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi
yapacağım. (1)
Bizim tespitlerimize göre bu üç nuru İslâm âlemi açısından şöyle değerlendirmek gerekmektedir:
Birinci Nur: Bize
göre, birinci nur ile iki mana kasdedilmektedir. Eski Sa’îd döneminde
bu nur Osmanlı Devleti’nin ve hilâfetin yeniden ihyâsı olarak takdim
edilmektedir. Ancak sonradan bakış açısının siyasî olduğunu ve dar bir
vizyona sahip olduğunu ifade eden Bedîüzzaman, bunun gerçek manasının
bir nevi Medreset’üz-Zehrâ’yı da temsil eden ve sadece İslâm âlemini
değil bütün insanlığı kuşatan Risâle-i Nur olduğunu açıklamıştur.
Eski Sa’îd, Nurun parlak hâsiyetinden gelen kuvvetli bir ümid ve tam
teselli ile, siyâset-i İslâmiyet’e âlet yaparak hararetle hürriyete
çalışırken; diğer bir hiss-i kablelvuku' ile dehşetli ve lâdinî bir
istibdâd-ı mutlakın geleceğini bir Hadis-i Şerîf’in mânasından anlayıp,
elli sene evvel haber vermiş. Sa’îd-in teselli haberlerini, o istibdâd-ı
mutlak yirmi beş sene bil'fiil tekzîb edeceğini hissetmiş ve otuz
seneden beri "Eûzü billahi mineş-şeytani ves-siyâse" deyip siyâseti bırakmış, Yeni Sa’îd olmuştur. (2)
Bir nur görüyorum, istikbâle büyük ümitlerle bakıyorum
diye, ehemmiyetli bir Kur'an hizmetinin vuku bulacağını haber
veriyordu. Bir hiss-i kablel-vuku' ile Risâle-i Nur’un şimdiki mânevî
hizmet-i Kur'aniye ve imâniyesini, o zamanlar siyâset âleminde olacak
zannedip bütün kuvvetiyle İstanbul'da siyâseti; dine Kur’an’a âlet
ederek çalışıyordu.
İkinci Nur: Bize göre ikinci nur, ‘İslâm uyandı ve uyanıyor. Fenalığı fena, iyiliği iyi olarak gördüler’’
ifadesini kullanan Eski Sa’îd’in hiss-i kablelvuku' ile 1371’de başta
Arab Devletleri, Âlem-i İslâm’ın ecnebi esâretinden ve istibdâdından
kurtulup İslâmî Devletler teşkil edeceklerini, kırk beş sene evvel haber
vermesidir. İki Harb-i Umûmî ve otuz-kırk sene devam eden istibdâd-ı
mutlakı düşünmemiş, Üçyüz Yirmi Yedi’de (1327) olacak gibi müjde vermiş,
te'hirinin sebebini nazara almamış.(3)
Bedîüzzaman
1910’lu yıllarda ve bugün İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı 56
Müslüman devlet yokken bunların doğacağını ve bu doğuşun asıl İslâm’ın
bayramı olacak Birleşik İslâm Devletlerine mukaddime teşkil edeceğini
söylemesi de çok manidardır. Ben bu kargaşalı olayların, İslâm’ın
bayramı olacak büyük hâdisenin doğum sancıları olduğuna inanıyorum. Şu
tespitleri tekrar tekrar okumak gerekiyor:
Çok
zamandan beri esâret altında kalmış ve istiklâliyetini kaybetmiş
Hindistan, Arabistan gibi âlem-i İslâm'ın büyük memleketleri birer
devlet-i İslâmiye şeklinde; Hind'de yüz milyon bir devlet-i İslâmiye
(Pakistan’ın kasd ediyor), Java'da elli milyondan ziyâde bir devlet-i
İslâmiye (Endonezya’yı kasd ediyor) ve Arabistan'da dört-beş hükûmet
(henüz o tarihte var olmayan Suudi Arabistan, Ürdün, Irak, Suriye,
Lübnan, Yemen, Mısır ve Körfez Ülkelerini kasd ediyor) bir Cemâhir-i
Müttefika gibi, Arap birliği ile İslâm birliğini birleştirmesindeki
âlem-i İslâm'ın bu büyük bayramının mukaddemesini. (4)
Bedîüzzaman’ın bu İslâm âleminin büyük bayramının tahakkuku için bütün
Müslümanlardan isteği şudur: Hikmet ezel ufkundan kaderin parmağını
kaldırmış, size emrediyor ki: Tefrika ile her tarafa dağılarak kuruyan
ve buharlaşan su gibi, katre katre zayi' olan hamiyet ve kuvvetinizi
İslâmiyet milliyeti ile birleştiriniz İslâm’ın haşmet ve şevket güneşini
Cemâhir-i Müttefika-i İslâmiye’nin (Birleşik İslâm Cumhuriyetleri)
tarzında tahakkuk ettirip koruyunuz.
Şu cümleler, sanki bugün İslâm aleminde esâret ve tahakküm altında ezilen Müslüman milletlere açıkça seslenmektedir:
Hem de hürriyet-i şer’iye denilen ve sosyal hayatınız için zaruri olan,
Sübhan ve Ağrı Dağları gibi istikbalin zirvelerinde ve tepelerinde
ayağa kalkmış, nefsin esâreti altına girmeyi yasak etmiş ve gayre
tecâvüzü tecviz etmeyerek İslâm’a dayanan hürriyet-i şer’iye, yüksek
sadâ ile sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve dağınık
insanlara fen ve san'at sİlâhıyla "cehâlet ve fakirliğe hücum ediniz"
emrini veriyor. (5)
Üçüncü Nur: Bize göre
üçüncü nur elli yıldır bağımsızlıklarını kazanmakla birlikte, kendi
içinden diktatörlerin elinde mazlum durumuna düşen Müslüman Arap
kardeşlerimizin gelecekte yani bana göre Arap Baharı ile Cemâhir-i Müttefika-i İslâmiye’yi kuracaklarını müjdelemesidir. İslâm âleminin şu andaki halini yüz sene önce öngören Bedîüzzaman, özellikle Araplara farklı bir şekilde seslenmektedir:
Hususan ey muazzam ve büyük ve tam intibâha gelmiş veya gelecek olan
Arablar! En evvel bu sözler ile sizinle konuşuyorum. Çünki bizim ve
bütün İslâm tâ’ifelerinin üstâdlarımız ve imâmlarımız ve İslâmiyet'in
mücâhidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk Milleti o kudsî vazifenize
tam yardım ettiler.
Onun için tenbellikle günahınız
büyüktür. Ve iyiliğiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvîdir. Hususan
kırk-elli sene sonra Arab tâ’ifeleri, Cemâhir-i Müttefika-i Amerika gibi
en ulvî bir vaziyete girmeğe, esârette kalan hâkimiyet-i İslâmiye’yi
eski zaman gibi yeryüzünün yarısında, belki ekserisinde tesisine
muvaffak olmanızı rahmet-i İlahiye’den kuvvetle bekliyoruz. Bir kıyamet
çabuk kopmazsa, inşâallah nesl-i âti görecek.
Üstâd’ın bu sözlerini yorumlayan Zübeyir Gündüzalp aynı manayı haykırmaktadır:
Ecnebilerin, canavarlar gibi yaptıkları muamele ve zulümler, İslâm
dünyasında, hürriyet ve istiklal ve İttihâd-ı İslâm cereyanını da
hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslâm devletlerinin teşkilini intac
etmiştir. İnşâallahü Teâlâ, Cemâhir-i Müttefika-i İslâmiye (Birleşik
İslâm Cumhuriyetleri) de meydana gelecek ve İslâmiyet, dünyaya hâkim ve
hükümran olacaktır. Rahmet-i İlahîden kuvvetle ümid ve niyaz ediyoruz.
(6)
Bu arada Üstâd’ın;
Eğer o
felâketi gören zâlimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden
gaddarlar ve kendi menfa’ati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak
insî şeytanlar ise, tam müstahak ve tam adâlet-i Rabbaniyedir. (7)
sözlerini de İslâm alemindeki zâlimler açısından unutmayalım. Avrupa ve
Amerika’nın korktuğu da budur. Ancak onların da korkmasına gerek
yoktur; zira İslâm’ın bu büyük bayramında onların da payı olacaktır. Bu
üçüncü nur Hazret-i Mehdî’nin ikinci ve üçüncü vazifesinin tahakkuku ile
taçlanacaktır.
Üstâd’ın bu iki vazife ile alakalı tesbitlerini de hatırlatmak isterim:
İkinci Vazifesi:
Hilâfet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şe’âir-i İslâmiye’yi ihyâ
etmektir. Âlem-i İslâm’ın Vahdetîni nokta-i istinâd edip beşeriyeti
maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu
vazifenin, nokta-i istinâdı ve hâdimleri, milyonlarla efrâdı bulunan
ordular lâzımdır.
Üçüncü Vazifesi:
Inkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve
Şerî‘at-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanûnları bir derece ta'tile
uğramasıyla o zât, bütün ehl-i imânın manevî yardımlarıyla ve İttihâd-ı
İslâm’ın muavenetiyle ve bütün ulemâ ve evliyânın ve bilhâssa Âl-i
Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar
fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmağa çalışır.(8)
Bedîüzzaman bir başka eserinde Arap Baharı’nı da kapsayacak şu müjdelerini veriyor:
Eger siz sahife-i efkârı okusaniz, tarik-i siyâseti görseniz, hutebâ-i
umumi olan -doğru konuşan- cerâ’idi dinleseniz anlayacaksiniz ki:
Arabistan, Hindistan, Cava, Misir, Kafkas, Afrika ve emsallerinde o
derece fikr-i Hürriyet’in galeyânıyla, âlem-i İslâm’ın efkârında öyle
bir tahavvül-ü azim ve inkilab-i acib ve terakki-i fikri ve teyakkuz-u
tam intâc etmiştir ki, bahasına yüz sene verse idik yine ucuzdu.(9)
Bu arada “Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkışa’a başlayacakdır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım”
sözünü de bir iki cümle ile açmak zaruridir. Burada birinci zulmet,
Çarlık Rusya’sının 1917 yılında Bolşevik İhtilali ile yıkılışı olsa
gerektir. İkinci zulmet, 1990 yıllarında komünizmim çatır çatır
yıkılması ve Sovyetlerin dağılmasıdır. Üçüncü zulmet de, inşallah
Rusya’nın dağılarak oradaki mazlum Müslümanların hürriyetlerine kavuşup Cemâhir-i Müttefika-i İslâmiye’nin bir parçası haline gelmeleridir.
DİPNOTLAR:
1-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Tarihçe-i Hayat, sh. 78.
2-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Tarihçe-i Hayat, sh. 82.
3-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Tarihçe-i Hayat, sh. 89.
4-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Tarihçe-i Hayat, sh. 521.
5-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Dîvân-ı Harb-i Örfî, sh. 50-51.
6-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Sözler, sh. 771.
7-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Kastamonu Lahikası, sh. 112.
8-Bedîüzzaman Sa’îd Nursî, Emirdağ Lahikası, c. I, sh. 266.
9-Münâzarât, sh. 27.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder